17/3/2008 - yargı erkine sahip çıkalım, destek olalaım...
NO’OLUR, YARGI ERKİNE DESTEK ÇIKALIM HEPİMİZ… HEP BİRLİKTE!......
Arkadaşlar,
Şeriatçı karanlıklar her nasıl olduysa biraz çoğunluk ele geçirdik, diye ;
Mal bulmuş mağribi gibi, birden ortaya çıktılar, çağdaş Türkiye’mizi son bir hızla Filistin’e, İran’a, İrak’a, Lübnan’a vb. benzetmek için var güçleriyle çalışıyorlar.
Sanki toplumumuzun % 99’u kendilerindenmiş gibi akıllarına gelen her türlü gericilik, bağnazlık dolu kararlarını arka arkaya gündeme oturtuyor ve yasalaştırıyorlar.
Sayın Yargıtay Başsavcısını ve değerli ekibini kutluyorum. Yüreklilikle, cesaretle, özveriyle, vatan severlikle bu mücadeleyi yapıyorlar. Ana muhalefet partisi bile sınırlı tepkilerle geçiştirirken…. MHP gibi belli bir ciddiyette sandığımız parti tüm güçleriyle o karanlıklara katılır, onlara cesaret verirken….
Bu iddianame yalnız 170 sayfada sıralanan iddiaların iddianamesi olmamalı, ayrıca böyle giderse, (bir çocuğun dahi hemen anlayacağı) kısa bir dönem sonrası başımıza geleceklerin de iddianamesi olmalı.
Evet arkadaşlar, eğer bu düzeyde kalacak olsa, en azından boynumuzu büküp suskun kalabiliriz biraz belki... Ama hepiniz biliyorsunuz, iş bununla bitmeyecek…. sıralamamıza hiç gerek yok, hemen liselilere başörtüsü gelecek. Hemen arkasından, ilköğretimdeki 8 yaşındaki bebenin babası ayağa kalkacak, “onlarınki namus ta benim kızımın değil mi?” diyecek.
İki üç yıl sonra okulu bitirip, örneğin öğretmen olarak bir okula atanması yapılan kızımız koyu turban ile “beni niye böyle okuttunuz, alın bakim göreve!” diyecek stajını kazanan türbanlı bir hakim adayının, hastaneye atanan bir doktorun “hadi bakiim!” demesi doğal olmayacak mı? Bunu bu hükumet bilmiyor mu?
Daha sonra da, sıra bu alanlarda çarşaflara gelecek, belki daha ötelerine….. Hatta hatta, bu anlattıklarımız aslında bir aysbergin görünen yüzü. Okullar, hukuk sistemimiz dilimiz, sosyal yaşamımız… her şeyde başkalaşımalara, geriye gidişlere hazır olalım, sürpriz değil hiç biri… Tabii her defasında ne yapalım % 99’u müslüman halkımız istiyor, inancı, özgürlük hakkı deyip “gelsin yeni yaslara” geçilecek.
İşte, iddianamede bunlar da olmalı. Bu korkunç gelecek te sorgulanmalı, nazara alınmalı. Başta Tayyip Erdoğan tüm AKP.liler çıldırmışlar gibi yargının üzerine yükleniyor. Bir takım gazeteler, tv.ler de dev manşetlerle kutsal yargı organlarımızı topa tutuyor.
Ama ama laik kesim, çağdaş gazeteler ya susuyor, ya da temkinli yaklaşıyor, ortadan konuşur gibi yapıyor. Sanki utanıyorlar, demokrasiye karşıtlarmış gibi anlaşılır diye,,,,, YARGI ERKİNİN BU YÜREKLİ İNSANLARI YALNIZ BIRAKILIYOR!......Anasayada da Cumhuriyeti ve laikliği koruma görevi verilen Genelkurmay Başkanı konuştu “memurumuzsun, konuşamazsın” dediler.
Evet, rektörler konuştu, “İşinize bakın, aylığınızı alın “ dediler.
Şimdi de yargı erkimiz için saldırılar başladı, “bir iki hakim halkın yerine geçemez. Partiyi kapatacağına halkı kapat, falan” gibi…..
Oysa ki, tam tersi “yaşama, yürütme, yargı” erkleri olmak üzere birbirinden bağımsız üç anayasal kuvvet vardır. İşte bunların objektif, bağımsız, bağlantısız çalışmalarıyla demokrasi-Cumhuriyet sağlıklı olarak yürür.
Eğer AKP ve yan güçleri kendilerini haklı görüyorlarsa, neden yaygara koparıp duruyorlar. Onlar da bizim gibi,
“KUTSAL YARGI ORGANLARIMIZ, GÖREVLİ MAHKEMELERİMİZ, (VE/ VEYA) DEĞERLİ YARGIÇLARIMIZ GERÇEĞİ BULACAK, AKLANACAĞIZ”, diye demeçler versinler. Ortalığı karmaşaya boğmaktan çok daha takdir edilecek, saygı duyulacak bir tepki olmaz mıydı?....... NO’OLUR, YARGI ERKİMİZE, GERÇEKLERE, GELECEĞİMİZE, ÇOCUKLARIMIZIN UMUTLARINA SAHİP ÇIKALIM, DESTEK OLALIM. ONLARI YALNIZ BIRAKMAYALIM.
Lütfen…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/2/2008 - VAH ZAVALLI TÜRKÇEM VAH!...
Daha önce de gittikçe İ ngilizceleşen, (bazı kesimlerce de) Arapçalaşan, genel deyimle “yabancılaşan” o güzel Türkçemizin mağduriyetine değinmiştim, dert yanmıştım.
Gün geçtikçe bu saptadığı m korkunç başkalaşım daha da belirginleşiyor, büyüyor….. o günden bu güne açılan dev iş merkezleri, hipermarketler hep yabancı dilde capacity, Astoria, Camel House, Pelican Hill, Gloria v.s. v.s
İ stanbul belediyesi bile yeni sefere koyduğu uzun tip otobüslere ”metrobüs” adını koydu. Bir yakınıma “metrobüse bin, şurada in….” Derken, ne kadar zorlanıyorum anlatamam. Hele bir de “Metrobus” yazılıp. “metrobüs” okunması var ya. Ne diyeyim?... (Oysa ki belki dünyada yazılanın aynısının okunduğu tek dil ve yazı bize ait. Ama bu yolla bu özelliğimiz de yok olma durumunda.)
Yine beni sancılar içine iten bir belediye şapşallığı daha. Kabataş'la Taksim arasına tırmanma nitelikli bir tramvay hattı yaptılar. Adına finküler metro deyiverdiler. Neden, ne gerek var. yabancı "phinncular" sözcüğünden alınma günde yüzbinlerin bindiği metroya bu adı verme...
Ah Atatürk, Ah……
Türk kimliğ imle gurur duyan, eşsiz tarihimle, geçmişimle övünen, belki de dünyanın en eski kültürlerinden birine sahip olarak mutluluk duyan ben, şimdi adeta Türkçe sözlük kullanmaktan utanan böylesine ortamda üzgünüm, mutsuzum, yorgunum, hatta hatta ölgünüm.
Avukat olarak dilekçelerimde koyu Osmanlı ca hukuk dilini bile mümkün olduğunca öztürkçe kullanarak genç meslektaşlarıma ve yargıçlarıma da örnek olmaya çalışıyorum.
Ama ama……. Benim gibi dü şünen ve hareket eden ne kadar yandaşım kaldı ki…..
Birkaç gün önce Bakı rköy’de bir sokakta yürüyorum. Bu sokak öyle ana cadde, bulvar falan da değil. Bir sokak, 120 m. uzunluğunda… Buna rağmen hemen hemen hiç Türkçe bir levha yok. Hepsi hepsi aşağıda sıralayacağım gibi yabancı dilde şirket unvanları, veya markalar, veya ürün tanıtımları. (Reklam olmasın diye) sokak ismi veya adres vermiyorum. Yalnızca o sözcükleri sıralıyorum :
Jasmine Tex Co
Fizyorom
Turan Gı da Market
American Academy English.
Ekol
Lara
Power Plate
Unitemist
Belleza
Bototime
Maxera Emlak
Beauty
Oriflame
Medical Destek
Tempur
Ve sokak bitti. Tüm levhalar bu kadar.
Biliyor musunuz çocukluğ umuzda Aşure yerdik belli günlerde. Anne aşure ver, derdik. Ama sonra no'oldu? Dinci kesim birbirlerine "Aşura gününüz mübarek olsun diyorlar artık. Aşura!... Müslümanlığımıza evet gururla, şanla. Ama arabın diline kültürüne gelince... Ben yokum arkadaşlar. Benim o kadar güzel bir dilim, o kadar güzel bir kültürüm var ki, kimseye muhtaç değiliz.
Bir kesim de Nevruz değ il "newroz" diye dayatmaya başlamaz mı.... Ağlayacağım geliyor.
Arkada şlar… Acaba diyorum. Tüm arı Türk dilimize gönül verenler daha bir atılgan olsak, daha bir coşku taşısak, daha bir hareketli olup, şimdilik en azından hep benim yaptığım gibi yazılar yazıp hoşnutsuzluklarımızı dile getirsek, yazılarımızla, mektuplarımızla, çeşitli biçimde yazılı, görsel yayın organlarımızla Türkçemizi kollama ve koruma yolunda duyurular yapsak, çok olduğumuzu onlara hissettirsek….
İleri aşamada da dernekler gruplar kurup birleşerek çalışsak….
Örneğ in, bu kuruluşlarımızda hep Türkçe unvanlı iş merkezlerinde alış veriş yapma, yabancı unvanlı yerlere gitmeme kararları alsak ve bunu duyursak ve uygulasak…..
Olamaz mı ?..........
Av. Atila Büyükmurat
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/2/2008 - DAHA ÇOK KORKUNÇ GÜNLER GÖRECEĞİZ . II
Daha önce bu başlık altında ilk yazımı sizlere göndermiştim. Acı olayların peşi peşine gündeme oturtulduğunu, Türkiye’nin ellerinde kalaşnikoflarla birbirleriyle ha bire çarpışan, boğuşan,didişen “Arap” fellahlara benzetilmeye, aşırı şeriat karanlığın içine sokulmaya çalışıldığını somut örneklerle yazmıştım.
Maalesef süreç devam ediyor. O günden bugüne geçen 3-4 ayda 10’larca 20’lerce adım adım şeriatçılık kanadının tüm Türkiye’yi kapsadığını görüyoruz. Biraz daha sayalım mı; (pardon) ekleyelim mi ?
TÜRBAN DAYATMASI : Çok güncel olduğu, ve bol bol konuşulduğu için uzun yazmayacağım. Aslında şeriatçılar (tabii şimdiki Hükümet) Yüce Ata’mızı taklit etmekteler. Çünkü o büyük insan çağdaşlık devrimlerinin ilkini Kastamonu’da şapka tanıtarak, onun ilk basamak olduğunu ilan ederek başlamıştı. Bunlar da aynısı ile başlıyorlar.
Ama bu planın daha ilk parçası. Bu konuda daha çok korkunç günler gelecek. Tabii daha alt okullar dururlar Mı? Hemen lise ve ilk öğretimlere de resmi veya gayri resmi türban girecek. Hemen arkasından 4 yıl türbanla okuyan “mağdur” türbanlının memurluk sınavını kazandıktan sonra kamuda görev yapma tartışmalarıyla daha kolay biçimde (çünkü yasal ve mantıksal gerekçe var artık) kamuda da türban serbest olacak.
Çok değil, bir gün sonra üniversite kapılarında sözde başörtüsü denetimini yapan İran’daki gibi kadın pastarlar çarşaflara bile buyur diyecek, tam tersine biraz eteği kısa kızımıza, “hadi evine” diyecek, resmi veya gayriresmi…..
İSLAMİ KİTAP FUARLARI : Dostlar, yavaş yavaş Türk’lük kayboluyor. “Türk” artık Etiler, İnkalar, Sümerler gibi mazide kalacak, unutulacak, çok ta övünçle yad edilmeyecek terimlerden olacak.
Gaziantep ve Üsküdar’da rastladığım dini yayın fuarlarına değineceğim. Gaziantep’te AKP li Şehit Kamil Belediyesinin kentin en görkemli alanında, hemen valiliğin, anakent belediyesinin yanı başına dev çadırlar içinde sözde kitap fuarı açmış. (Bu fuar her yıl tekrar ediyormuş) Ama içinde hemen hemen bir tek pozitif bilimsel kitap yok. Ziya Gökalp’in Cahit Sıtkı Tarancı nın, Şevket Süreyya Aydemir’in bir adet kitapçığı yok…. Ama Mızraklı ilmihaller, ihyaü ulumud din, Hazreti Muhibbi ensari gibi arap dünyasına ait kitaplar veya v.s. bol bol var. Geçen gün de bunun aynısını Yine AKP.li Üsküdar’da, meydanda “gemi kütüphane” türünde bir kitap satış yerinde gördüm. Zaten bu yazıyı bu görüntü üzerine yazıyorum. Yine aynı eski yazılı kitaplar, arap tarihi övgüleri, tarikat yayınları, namaz nasıl kılınır, genç mümin kadına nasihatlar, bazı tarikat şıhlarının kitapları v.s v.s gördüm ve bir kez daha yıkıldım.
DEVLET DAİRELERİ: Gazetelerde okuyorsunuz. Artık tüm irili ufaklı devlet (kamu) birimlerine şeriatçı, aşırı dinci (daha önceki hükümetlerin devlet kapılarına bile yaklaştırmadığı) dinci kişiler doluşturulmaya başladı.
Yalnızca iki somut örnek: Türkiye’yi AİHM’DE mahkemeye veren türbanlı Leyla Şahin’in babası kaç devlete ait kurumda makam ve aylık sahibi yapıldı, İrticai faaliyetleri nedeniyle daha önceki hükümetler zamanında görevden alınan Yaşar Özgül şak ! diye Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarlığına atandı.
Daha akla gelmeyecek nice kamu kurumuna hiç de o uzmanlık alanlarına layık olmayan nice imam hatip lise ve ilahiyat mezunları, veya daha önce cami imamı kişiler atandı.
KISA KISA : Geçenlerde açık öğretim kurumları sınavlarına aşırı türbanlılar, hatta çarşaflılar alındı. (yani olay şimdiden bitti…)
Artık belediyeler kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı otobüsler koymaya aşladılar.
Şu anda Madrit’teki Turizm Fuarının maalesef Türk standında türbanlı bir görevli tüm dünya temsilcilerine artık yeni imajımızı temaşa ettiriyor.
Daha gördüğüm görmediğim, hatırladığım hatırlamadığım neler oldu, bitti, daha fazla anlatamayacağım.
Ve daha neler olacak…… Türkiye’yi ne korkunç günler bekliyor, göreceğiz, arkadaşlar…………..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/12/2007 - DAHA ÇOK KORKUNÇ GÜNLER GELECEK...
Evet, maalesef dış güçlerin dayatması ve sistemli bir biçimde çalışmasıyla Yüce Atatürk'ün çilelerle kurtardığı ve devrimlerle süsleyerek tüm dünya ülkelerinin parmak ısırdığı ülkemiz yavaş ve derinden islami devrime doğru kayıyor, hem de engel olunamayacak biçimde.
Hergün haberlerde içimizi burultan bir şeratçı adım görüyoruz. Türkiye İran'a, İrak'a benzeyip karanlıklara biraz daha biraz daha gömülecek.
Maalesef medyada öğrendiğimiz kadarıyla iddi bir öğretim üyesi görüntüsü veremeyen bir profesör çok önemli bir kuruluşun, YÖK’ün başına geçirildi. Daha ilk demeçlerinden biri, “no’olacak canım, yasa değiştirmeye gerek yok. Üniversite kapılarında uygulanmasın , idare edin, olur biter” oldu. Bunu hukukun, bilimin en üst adamı söylüyor, dikkat edin.
Koskoca Kaymakamlık resmi yazışmalarla camide randevu veriyor, bayramlaşmak için. Artık yüce atamızın kurduğu mecliste Cuma zamanı oldu diye bir anda parlamenterler Türkiye’nin en önemli sorunlarını birden bırakıp camiye gidiyor.
Devletin resmi kurumlarından Diyanet Başkanlığı işe alınacak memurları için en başta ehli iman olmalarını koşul olarak belirtiyor.
Okulda, yurtta mescitler açılıyor, öğrenciler kapanmaya, namaz kılmaya zorlanıyor. İstemeyen kara listelere alınıyor, nakil istemek zorunda bırakılıyor.
Bu arada çok akıllıca düzenler, senaryolar da kurgulmuyor değil. Örneğin bir ilimizde eminim, senaryo gereği, ödül töreni düzenleniyor. Bir türbanlı öğrenci kızımız kazandırılıyor ve kürsüye ödül almak için çağırılıyor. Tabii, başta oradaki muhterem subaylarımız ve bazı duyarlı kişiler karşı çıkıyor ve kız ağlayarak kürsüyü terk ediyor. Ertesi gün gümbürtü başlıyor:
“Vayyy, küçücük kıza başı örtülü diye ödülünü vermediler. Hakkını yediler. Yuh olsun bu zihniyete…. Zavallı öğrenci….. canım öğrenci… Bu çağdaş geçinenler böyle zalim işte, görün…”
Deniyor da deniyor. Tabii hemen Sn. Erdoğan kızı arayıp teselliediyor, hakkının aranacağını söylüyor. (Olaya üzülen ister, sıradan kişi, ister başbakan olsun, birine acıdıysa tüm Türkiye’ye duyuracak biçimde nasıl telefon eder, nasıl haberi bir reklam aracı yapar, anlamış değiliz. Ama aslında belli. Başta anlattığım planın devamı…. O kadar…
ATV televizyonu, SABAH gazetesi gibi ülkenin en önemli yazılı, görsel medya birimleri bir anda tek kişilik ihaleye katılım ile satılıyor. Bu katılan kim mi? Büyüklerimizden birinin damadının da ortaklar arasında yer aldığı yeşil sermayenin üstlerinden ÇALIK gurubu… Kim bilir bir süre sonra neler yumurtlayacak bu medya birimleri…
Daha sıralanacak o kadar şey var ki, sayfalar yetmez. Bir süre sonra da bu olaylar iki kat üç kat arttıkça artacak… kimse de frenleyemeyecek. Hatta önce oy verip onlara imrenen dindar yurttaşlarımız bile kaçan kantarın topu karşısında “eyvah!... Biz bu kadarını istememiştik” demekten kendilerini alamayacaklardır. Bunların içinde Sn. Tayyip Erdoğan bile yer alabilir.
Son olarak mahalle baskısının artık bana kadar uzandığı bir anımı anlatarak yazıma son veriyorum: İki ay önceydi, eşimle birlikte Bakırköy’de şık bir restorana gittik. Yemeğimizi yiyoruz. O sırada maalesef 13 askerimizin, vatan evladımızın şehit edildiği günün ertesi günüydü. Acılıydık, her an sınır ötesi operasyon bekliyorduk. Tv.de şarkı çalıyordu. Eşim papyon kıravatlı garsona rica etti. “saat 13.00, haberleri dinleyebilir miyiz?.” Dedi. Garson saygılı bir tavırla hemen kumandayı aldı. Çevirecek…. Hayır, çevirmedi…. Tersine aniden kapattı. Şaşkınca baktık. Garsonun bıyıkları dikelmiş, kendinden emin biçimde açıkladı:
“Hanfendi, ezanı Muhammedi okunuyor….”
Evet, müslümanım. Bu özelliğimle gurur duyuyorum. Ama 65 yaşına geldim. 65 yılda ilk kez bir tv.nin ezan diye kapatıldığına tanık oldum. Ezan bence namaz vaktini bildiren duyurudur. Kuşkusuz saygı da duyulmalıdır. Ama bizleri yasa boğan, ana kuzularının şehit edildiği o günde haber dinlemenin ezana saygısızlık haline getirilmesinin ne anlamı var? İnanıyorum, dinimiz de böyle bir durumda ters görmez.
Bir şey demedim. Yalnızca ısırdım dudağımı. Ama parayı ödeyip çıkarken sakin biçimde;
“Bakın, bugün ezan diye tv.yi kapattınız. Biliyorum, 6 ay sonra ezan başlayınca, bırakın çatal kaşıklarınızı. Ağzınızı da oynatmayın, diyeceksiniz. Sonraki 6 ayda da, Şurada mescit yaptık. Hadi namaza!.... sırası gelecek.” Deyiverdim. Patron, garsonlar, hatta müşteriler büyülenmiş gibi heykel olup bana bakakaldılar. Gittik.
Korkunç günlere doğru kaydığımızın farkındamısınız?.......
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/8/2007 - İran İslam Devrimi
Değerli Arkadaşlarım,
Gurubumdan çok değerli bir dostumuz bana bu e maili gönderdi. Evet benim de yıllardır bildiğim, acı ile, ibret ile izlediğim yakın tarihimizin en ilginç, en ibret verici olay dizisidir, İran İslam devrimi teranesi.
Fransa’da 1967’lerde başlayan öğrenci hareketleri Türkiye dahil birçok ülkeye sıçramış, sol içerikli biraz deli dolu, biraz uçuk kaçık, biraz da haklı gerekçelerle öğrenci eylemleri başlamıştı o zamanlar… Deniz gezmiş, Cihan Alptekin, Mahir Çayan, Sinan Cemgil gibi o zamanların aktivistlerini anımsarsınız. Galiba Almanya’da da kızıl Tugaylar, Kızıl Ruby gibi benzerleri vardı. Derken İran’da oldukça diktatör bir yönetim uygulayan Rıza Şah Pehlevi’ye karşı Masum öğrenci eylemleri başladı. Öyle ya, halkın büyük bölümü açlık sınırlarında zır cahil bir ömür tüketirken, Şah Alplerde yaz tatilleri yapıyor, ihtişamla seremoniler düzenliyor, Kraliçe Farah Diba’sına Paris’ten 2.000.000 000 $’lık taç getirtiyordu. Öğrenciler haklıydı. Akıllı çocuklardı. Yanlarına sessizce yanaşan ve şeriata fazla izin vermediği için Şah’a karşı tepki besleyen mollaları da aralarına aldılar.
Zavallılar sanıyorlardı ki, mollaların sırtında sol devrim gerçekleştirecekler. Şah ta kovulacak… Nasıl oldu, nereden çıktı, bilinmez, batılı ülkeler tarafından gizlice beslenen ve bekletilen Ayetullah Humeyni birden lider olarak adını duyurmaya başladı. Veya duyurulmaya başlandı!... Ve nasıl oldu bilinmez, göstericiler milyonlara çıktı. Şah’a Allah gibi tapan orduya karşı silahlı direnmeler bile başladı. (O silahlar oralara nasıl geldi acaba?...)
Sevgili Balbay’ın yazısında da olduğu gibi Şah kaçmak zorunda kaldı .Bundan sonra olanları biliyorsunuz.
Benim bu önemli ibret verici öyküye ekleyeceğim bir tarihi acı gerçek te var. Bu çok önemli anekdot bence eklenmelidir ki, gerçekler daha bir anlaşılsın:
“Yazıda belirtildiği gibi, İran’da binlerce onbinlerce insan öldürüldü, hem de yargısız infazlarla. İran Genelkurmay başkanı dahil birçok lider bu suikastlerden nasibini aldı. Solcu eylemcilerden ve önderlerinden neredeyse kimse kalmadı, teker teker öldürüldüler.”
“Yani bir başka deyişle, SOLCU GENÇLER BİZ MOLLALARIN SIRTINDA İKTİDARA YÜRÜYORUZ SANIRLARKEN, TAM TERSİNE, MEĞER MOLLALAR ONLARIN SIRTLARINDA İKTİDARA KONUVERMİŞLERDİ.”
“BELKİ DE ONLARIN DA SIRTLARINDA OLAN BİRİLERİ VARDI, BU İŞTEN ONLAR DAHA ÇOK KAR ETTİLER, NE DERSİNİZ?.... İSTİKLAL MARŞIMIZDAKİ MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR OLAN BATILI MİHRAKLAR MI ACABA?...”
Evet, İran’da bu suikasta gidecek kurban kalmayınca birden Türkiye’de de bir takım cinayetler başladı. Bu öldürülenlerin tek ortak özellikleri dürüst, Atatürkçü, laik olmalarıydı.
Allah bin kere rahmet eylesin, Prof. Muammer Aksoy, Cesur gazeteci Uğur Mumcu, Birçok derneklerde çalışan, konferanslarla çağdaşlığı, ilericiliği anlatan Prof Bahriye Üçok, yalnız bunlardan birkaçıdır. Bu şehitlerimize tanrıdan bir kez daha rahmetler diliyorum.
Lütfen Sn. Mustafa balbay’ın yorumunu dikkatle okuyunuz. Unutmayın, Tarih tekerrürden ibarettir. Saygılarımla.
Av. Atila Büyükmurat
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
1943, Gaziantep doğumlu, 1990 yılında Hava Albayı olarak emekli olduktan sonra günümüze kadar İstanbul Barosuna kayıtlı olarak avukatlık mesleğini sürdürmektedir.
Kategoriler
Arkadaşlarım
|